| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )

Genel Sağlık

Yazılar arşiv 08.2008 Other entries in 2008-08 resimler, videolar

Gözün gizli düşmanı; glokom - göz tansiyonu

Göz tansiyonu ya da tıptaki adıyla glokom tedavi edilmediğinde körlüğe kadar varabilen ciddi bir hastalık olmasına rağmen yeterince bilinmiyor.

Göz tansiyonuna bağlı olarak gelişen ve görme hücrelerinde tahribata yol açan "gözün gizli düşmanı" glokom pek çok kişi tarafından yalnızca ismen bilinirken birçok kişi tarafından da hiç bilinmiyor. Oysa tedavi edilmediği taktirde körlükle sonuçlanabilen bu hastalıktan dünyada 67 milyon insan yakınıyor ve birçoğu son aşamada görme kaybıyla hastalığın farkına varabiliyor.

Göz içi basıncının, göz sinirlerine zarar verebilecek ve bu nedenle görme kaybına yol açabilecek şekilde yüksek olması durumu olarak tanımlanan glokom özellikle 50 yaş üstü erişkinlerde görüldüğü gibi çocukluk dönemlirende de çıkabiliyor. Ancak yapılan araştırmaya göre Türk haklı körlüğe neden olan glokom (göz tansiyonu) gibi ciddi bir göz hastalığının önlenmesi ve tedavi edilmesi konusunda oldukça bilinçsiz davranıyor. Yöntem araştırma danışmanlık tarafından gerçekleştirilen "ulusalglokom bilinirlik" araştırmasının sonuçları bu önemli hastalık hakkında bilinç oluşturmak ve hastalığa önleyici göz bakımı almaya teşvik etmek için çok daha fazla eğitim çalışmasının gerekli olduğunu gösterdi.

 Türkiye Oftalmoloji derneği ve merck Sharp Dohme ilaçları tarafından desteklenen araştırma 11 ilde kentsel ve kırsal nüfusu içine alacak şekilde tasarlandı. Araştırmanın sonuçları ise glokomun riskleri konusunda bilinç düzeyinin oldukça düşük olduğunu gösterdi. ülke çapında yapılan bu ilk araştırmaya göre katılımcıların yüzde 93'ü glokomdan haberdar olduğunu söylerken bunlardan sadece yüzde 16'sı hastalığı doğru tanımlayabilirdi. "glokom nedir" sorusuna ise her 5 hastadan 3'ü bilmiyorum cevabını verdi.

 Araştırma glokom hastalarının bile kendi hastalıkları, tedavisi ve olası riskleri konusunda yeterince bilgiye sahip olmadığını gösterirken Türk Oftalmoloji Derneği Başkanı Prof. DR. Nevbahar Tamçelik, 3 glokom hastasından 2'sinin yetersiz tedavi ve takibin körlüğe neden olabileceğinin bilincinde olmadığını belirtti. Risk altında olan hastaların yılda bir kez bile kontrole gitmediği sonucuyla karşılaşan uzmanların kaygılandığını belirten Tamçelik; "görüşmelerde glokom hastası olduğunu bildiren kişiler bile göz doktorlarını düzenli bir biçimde yılda ortalama, 1,4 kez ziyaret ettiklerini belirttiler. Dedi. Tamçelik; "glokom, ilaç tedavisi ve ameliyatla giderilebilen bir hastalık. Bu yüzden, hastaların en az yılda bir kez hakime giderek göz kontrollerini yaptırmaları ve tedavilerini düzenli uygulamaları geteriyor."  şeklinde konuştu.

Uyku Atakları Hastalık Habercisi

Prof. Dr. Murat Aksu, Narkolepsi hastalarının olur olmaz yerlerde kendilerini engelleyemeyecekleri şekilde uyku atakları yaşadıklarını söyledi. Aksu, "Hasta, masa başında çalışırken bir bakarsınız uyumaya başlamış. Eğer uyku atağından uyandırılmazsa 1 saat uyur ve dinlenmiş olarak uyanırlar. 1-2 Saat sonra tekrar uyku atağı yaşarlar" dedi.

 Aksu, hastalığın beyindeki bir bezden salgılanan "oreksin" hormonunun eksikliğinden kaynaklandığını söyledi. Aksu, bağımlılık yapan uyarıcı ilaçların kullanıldığını ama farklı tedavi yöntemlerinin geliştirildiğini anlattı. 

Yanlış Beslenme Migreni Tetikliyor

Kadıköy Şifa Sağlık Grubu Nöroloji Uzmanı Dr. Erdem Tokuş; "migren" ataklarının hangi yiyecek ve içeceklerin tetiklediğinin bilinmesi buna uygun beslenme düzeni sayesinde atakların sıklığında azalma sağlanabileceğini ifade ediyor.  Dr. Tokuş; hastalırın gıda intoleransı testini yaptırarak uzak durmaları gereken gıdaları öğrenebileceğini belirtiyor.

Tokuş; genel olarak yiyeceklerden; eski peynir, kuruyemiş, çikolata, yoğurt, koruyucu madde eklenmiş gıdalar, sosis, sucuk, salam gibi şarküteri ürünleri, kırmızı erik, muz, incir, bezelye, soğan, içeceklerden ise; kahve çay, diyet içecekler ve alkollü içeceklerin migreni tetikleriğinin altını çizdi.

İlk Yardımın Püf Noktaları

Acil Tıp Uzmanları Derneği Başkanı Yardımcısı Doç. Dr. Figen Coşkun, trafik kazaası, düşme, silahla yaralanma, patlama gibi çeşitli durumlarda yapılacak acil müdahalenin yaşamsal önem taşıdığını belirterek, "ilk yardım dönüşü olmayan sorunlara yol açmaması için eğitim almış kişiler tarafından yapılmalı" dedi.

Çoşkun, acil müdahalenin yapılmasının, ilk yardımda "olmazsa olmaz" bir kural olduğunu belirtti. Coşkun, "Yardım etmek amaçlı yapılan yanlış bir müdahale, hastanın yaşamını yetirmesine, sakatlanmasına, ya da panik ortamının artmasına neden olabilir" uyarısında bulundu. 

 İlk yardımla, hastanın mevcut sağlık sorunlarının artmasına sebep olmadan (kırık, çıkık, kesik gibi) hayati fonksiyonlarının devamının sağlanması ve en yakın sağlık kuruluşuna götürülmesinin amaçlandığını dile getiren Coşkun, acil bir durumda ilk olarak 112 Acil ambulansın aranması gerektiğini bildirdi. Coşkun, 112 arandığında, olay yerinin tam adresinin ve hastanın durumu hakkında detaylı bilgi verilmesi gerektiğini söylüyor.

esmer mantalarlar sempozyumu 

İdrar Kaçırmaya Son

Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü'nden Op. Dr. Remzi Aydın, kadınlarda idrar kaçırma hakkında bilgi verdi. Ürojinekoloji idrar tutamama ve vajen, rahim, idrar kesesi sarkması gibi hastalıkların tedavisiyle uğraşan, kadın hastalıkları ve doğum ana bilim dalının alt uzmanlık alanıdır.

Genital organların sarkması ise çoğunlukla zor ve sık doğumlar, kronik öksürük ve astım hastalığı, ağır yük kaldırma, kronik kabızlık, aşırı şişmanlık gibi etkenlerin varlığında oluşur ve sonuç olarak "idrar kaçırma" problemi oluşur. Kişinin kendi kontrolü dışında idrarını tutamaması problemine "idrar kaçırma" denir. İdrar kaçırma kadınlar için, özellikle de menepoz sonrası dönemdekiler için çok büyük bir sağlık problemi olmakla birlikte sosyal hijyenik sorunlara da neden olur. İdrar kaçırma menepoz öncesi kadınların yaklaşık yüzde 10 ila yüzde 30'unu, menepoz sonrası kadınların ise yüzde 35 ila yüzde 56'sını etkileyen bir hastalıktır. İdrar kaçırma şikayetlerinin en önemli nedeni genetik yapıdır. Diğer nedenler ise.

  • Kronik solunum yolu hastalıkları
  • Zor doğumlar
  • Geçirilen vajinal operasyonlar
  • Menepoz
  • Radyasyon tedavisi
  • Kronik kabızlık
Konservatif tedavilere uygun olmayan hastalar için cerrahi tedavi seçenektir eskiden uzun dönemli başarı oranı düşük operasyon tekniklerinin yerini günümüzde genel anestezi ve hastanede kalmayı gerektirmeyen, maksimum 30 dakika soren operasyonlar alınmıştır.

Fibromiyalji Nedir?

Uzmanlar fibromiyalji hastalığının neden olduğu depresyon ve bitkinlik hissi ile mücadele etmek için tedavi egzersizlerinden yararlanmakta. Fibromiyalji hakkında merak edilenleri, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon alanındaki çalışmaları ile tanınan Uzman Dr. Cavit Meclisi anlattı.

 Fibromiyalji nedir?

Fibromiyalji tüm vücutta ağrı, sabah yorğunluğu, halsizlik, depresif durum, terleme, bağırsak şikayetlerine sebep olan ve tüm vücudu ilgilendiren sistemik bir hastalıktır. Bu sağlık sorunu, genç kadınlarda daha sık görülmektedir.

Tanı için tetkikler gerekli midir?

Görüşme sırasında hastadan alınan bilgiler ve şikayetleri, muayenede fibromiyalji ağrılınoktaları dışında bulgu olmaması ile tanı konur. Tüm vücudu ilgilendiren bir hastalık olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.

Fibromiyaljinin tedavisi nedir? 

Tedavinin temeli antidepresan ilaçlardır. Bunlar sinir sisteminin çalışmasını düzene sokarak ağrıyı, halsizlik ve yorgunluk gibi şikayetleri, terleme ile bağırsak sorunlarını azaltır.  Hastaların çoğu bu ilaçlardan çok yarar görürler. Bunun yanı sıra egzersiz, yoga, fizik tedavi, masaj, ağrı kesiciler ve bazı enjeksiyonlar da ek yarar sağlayabilir.

Bu hastalıkta egzersiz tedavisinin önemi nedir?

Fibromiyalji hastalarının kas-iskelet sistemindeki temel sorun, kaslarda esneklik, kuvvet ve dayanıklılık kaybıdır. Hasta kendini halsiz ve mutsuz hisseder, aktivite düzeyi azalmıştır. Egzersizin amacı esneklik ve dayanıklılık kazandırmasıdır. 

Tüp Bebek ile Hamile Kalma Yöntemleri

Memorial Hastanesi Tüp Bebek Merkezi'nde Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Güvenç Kırklıkaya, ilaçsız tüp bebek uygulaması olarak da bilinen IVM ve Natürel Siklus hakkında bilgi verdi.

IVM halen dünyada az sayıda merkezde uygulanmakta olan ve hormon ilaçlarına aşırı hassasiyet gösteren kadınlarda kullanılan bir tüp bebek yöntemidir. IVM ilk olarak hormon ilaçlarına aşırı duyarlılık gösteren Polikistik Over Sendromlu kadınlarda, ilaç kullanılmadan tüp bebek yapmak  amacıyla ortaya çıkmıştır. IVM yumurtalıkları kısa süreli olarak uyaran hormon ilacı uygulanması ya da hiç ilaç kullanılmadan toplanan olgunlaşmış yumurtaların, laboratuvar ortamında olgunlaştırılarak döllenmesi ve daha sonra uygun gelişim evresine ulaştığında, rahim içine transfer edilmesi esasına dayanır. Polikistik Over Sendromu, her 5 kadından birinde görülebilir.

Yatalak Hastaların Bakımı...

Sağlık Bakanlığı, İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahi Kliniği'nden Beyin Cerrahı Operatör Doktor Halit Tolgay inme sonucu yatalak kalan hastaların bakımı hakkında bilgi verdi.

 Uzun rüse aynı pozisyonda yatmak, vücutta yaralar oluşmasına neden olur. Bu yüzden hastayı sık sık çevirmek, durabiliyorsa oturur pozisyona getirmek faydalı olacaktır.

Enfeksiyonlardan korunmak için hastanın temizliğine önem vermek gerklidir. Mümkünse sondasız yaşatmak en iyisidir. Sonda kullanmak durumunda hastalarda, sonda doktor tarafından takılmalı ve düzenli olarak değiştirilmelidir. Akciğerde oluşan enfeksiyondan korunmak için ise akciğer masajı yapmak gerekir.

Üzerinde durulması gereken konulardan biri de "akciğer embolisi"dir. Emboli, vücudun hareketsiz kalan azalarında, özelliklede bacaklarda, toplardamarların içinde oluşmuş pıhtıların, yerlerinden kopararak kalbe ve ordan akciğer atardamarına ulaşarak bu bölgeyi tıkamasıdır. Hareketsiz hastalarda bu pıhtılar çabuk oluşur. Bu nedenle, öncelikle bacaklar için egzersiz yaptırmak gerekir. 

Kalp Krizine Engel Olmak İçin 8 Öneri

Kalp damar hastalıklarından korunmada günlük yağ alımının azaltılması ve hayvansal yağlar yerine bitkisel yağların tüketilmesi riski önemli ölçüde azaltıyor.

Avrupa Kardiyoloji Derneği'nin kalp hastalıklarından korunma ve tedavi klavuzu kalbimiz için yapmamız ve yapmamamız gerekenleri sekiz maddede topluyor. Son klavuzun hazırlanmasında çalışan Yunanistan Harokopio Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü'nden Antonis Zampelas, toplam yağ alımının azaltılmasıyla kardiyovasküler risklerin %20'nin altına indirilmesinin amaçlandığını söyledi. 

Avrupa Ateroskleroz Derneği'nin 77. Kongresi için İstanbul'a gelen Zampelas, Batı dünyasında günlük beslenmedeki yağ alımının yüzde 40'ı bulduğuna dikkat çekti. Zampelas, son derece sıkı bir diyet planıyla ve doymuş yağların azaltılmasıyla bu oranın %24'e düştüğünü kaydetti.

48 bin kişide toplam yağ alımıyla ilgili yapılan bir çalışmayı anlatan Zampelas, şunları söyledi:

"Tüm nüfusa günlük doymuş yağ alımı oranı yüzde 10 oranında olmalı, eğer kişinin aileden gelen riskleri varsa bu oran yüzde 7'ye indirilmeli. Süt ve süt ürünlerinin tam yağlılarından yarım yağlıya ya da yağsıza geçilmeli. Zeytinyağı tüketimi arttırılmalı Akdeniz diyetinin uygulanması ve hayvansal yağların azaltılmasıyla iki üç ayda büyük farklılıklar görülüyor"

Hazır gıdaların çoğunda bulunan trans yağ asitlerinin artık terk edilmeye başlandığını söyleyen Zampelas bisküvi, margarin gibi ürünlerin hidrojene içermeyen yağlardan üretilmeye başlandığını belirtti. Zampelas bu nedenle mutlaka etiketlerin okunması gerektiğini vurguladı.

Haftada 1-2 kez balık yenmesini öneren Zampelas, kahverengi pirinç, ekmek gibi tam tahıllı ürünleri de günde üç  kez tüketenlerde kalp damar hastalıkları riskinin yüzde 25-30 azaldığını belirtti.

"Bitkisel kökenli bir beslenme biçimi olan ve işlenmemiş ürünlerin tüketimini esas alan Akdeniz diyeti beslenme için çok uygundur" diyen Zampelas Avrupa Kardiyoloji Derneği'nin klavuzunda yer alan sekiz öneri hakkında şu bilgileri verdi:

  1. Toplam enerji alımı sağlıklı bir kilonun sürdürülmesini sağlayacak kadar olmalıdır.
  2. Tüketilen toplam yağ alımı miktarı kısıtlamalı, doymuş yağların ve trans asitlerinin tüketimi azaltılmalıdır. Buna karşılık tekli doymamış yağlar, omega 6 yağ asitleri ve omega 3 yağ asitleri yeterli ölçüde alınmalıdır.
  3. Beslenmedeki kolesterol alımı kısıtlanmalıdır. Ancak beslenmedeki kolesterolün kan kolesterol düzeyini doymuş yağlar kadar etkilemediği unutulmamalıdır.
  4. Hipertansiyon gelişimini önlemek için sodyum alımı azaltılmalı, potasyum alımı arttırılmalıdır. Sodyum vetuzun azaltılması inme ve korner kalp hastalıkları riskiniyüzde 9-14oranında düşürüyor. Günde 5 gram tuz, 2,5 gram sodyumaeşittir. Sodyum, ekmekte,peynirde bulunur ve her gün bunların tüketilmesiyle fazladan alınmış olur. Hiç tuz tüketmeseniz de bu gizli tuza dikkat etmeniz gerekir. Etiketlerde mutlaka sodyum miktarına bakılmalı. Tansiyonu düşürücü etkisi bulunan potasyon, taze meyve ve sebzelerde bol bulunur.
  5. Alkol tüketimi ılımlıölçülerde olmalıdır. Erkeklerde iki, kadınlarda ise bir kadehle sınırlı tutulmalıdır. Tansiyonu yüksek olanlara ve hiç içmeyenlere kullanmaya başlamaları önerilmemelidir. Özellikle kişinin tansiyonu yüksekse kesinlikle tavsiye edilmemelidir.
  6. Meyve, sebze ve tam tahıllı gıdalar her gün tüketilmel. Günde beş porsiyon ve fazla meyve sebze tüketenlerde kalp damar hastalıklırı risk, üç porsiyon tüketenlere göre yüzde 20-30 azalıyor.
  7. Ek vitaminlerin bugüne dek bir yararı gösterilmediğinen alınmaları önerilmiyor. E,A,B12, folik asit, B6 vitaminleri ile multivitaminlerin yararı yok.
  8. Kolesterolü yüksek olan kişilere fitosterollerin alımı öönerilebilir. Kolesterolü yüzde 10-15 oranında düşürebilen bu maddelerin günde 2-3 gram alınması yeterlidir.

Beslenme Şekli Hamileliği Etkiliyor

Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin, hamilelik öncesinde beslenmelerine dikkat etmeleri gerekiyor.

Eurofertil Tüp Bebek Merkezi  Medikal Direktörü Dr. Hakın Özörnek çocuk sahibi olmayı planlayan çiftlerin, alkol sigara gibi üreme sistemine zarar veren alışkanlıklardan kurtulmaları gerektiğini, kendilerine sağlıklı beslenme programı oluşturmalarını öneriyor. Çünkü ne yediğiniz, ne tür beslenme alışkanlıklarına sahip olduğunuz üreme sağlığınız üzerinde etkili. Öncelikle sigara alkol, çay, suni tatlandırıcılardan ve kahveden uzak durmakta fayda var. Yapılan araştırmalara göre sigaradaki nikotin, yumurtalıklardaki genetik anormalliğin artmasına sebep oluyor. Hatta bu duruma paralel olarak erken menepoz bile görülebiliyor. Sigara içen kadınların gebe kalma orani içmeyenlere göre daha düşük ayrıca düşük yapma riski de yüksek.

Vücut ağırlığının normalden az olması infertiliteye neden olabilir. Vücuttaki yağ hücrelerinin sayısı ne kadar fazla ise vücut o kadar çok östrojen üretir. Bu hormon düzeyinin azalıp çoğalması problemlere yol açabilir. Çok zayıf olan kadınlarda infertilite nedenlerinden biri de yumurtlamanın gerçekleşmemesidir. Zayıflık ve kilo kaybı çoğu zaman beyinden yumurtalıklara sinyal gitmesine, böylelikle de östrojen üretimi azalır. Rahmin iç tabakası gelişmez ve döllenen yumurta rahme tutunamadığı için gebelik gerçekleşemez. Zayıf hastaların normal vücut ağırlıklarına ulaştıkları zaman kısırlık tedavisine başlamalarını öreniyoruz.

Günlük yediğimiz içitiğimiz gıdaların ne kadar sağlıklı olduklarına dikkat ettiğimiz kadar, gebelik dönemine hazırlanırken hangi gıdaları almamız gerektiği de önemli. Gebelik önçesinde özellikle folik asit vitaminini alınması öneriliyor. Çalışmalar gebe kalınmadan 45 gün önceden itibaren folik alımının fetusta özellikle omurgaların hatalı gelişimi ile karakterize olan nöral tüp defekti riskini azalttığı kesin olarak kanıtlıyor. Bu nedenle gebelik planlayan kadınların günde 400 mikrogram folik asit almaları gerekiyor. Yeşil yapraklı sebzelerde, fındıkta, bademde ve baklagillerde yoğun biçimde bulunan folik asitin sağlıklı gebelik için oldukça önemli bir vitamin olduğunu unutmamak gerekiyor.